Çocuk Eğitiminde ZAYIFLIK HER ŞEYDİR

11215936_10206529341655363_159594204_n

Kitabın Adı: Çocuk Eğitiminde Zayıflık Her Şeydir    

Yazarı: Ummu Reyhane

Yayınevi: Mearic Kitap               

Sayfa Sayısı: 274

Yayın Tarihi: Temmuz 2015

ÖNSÖZ’den

Selamların en güzeli ile..

“Şehrin defterini tutmaya talip şâir” değilim ben..

Bir döneme ışık tutmak, bir dönemin “anne-babalık ve çocukluk” hikayelerini yazmak iddiasında da değilim..

“Nasıl mükemmel anne-baba olunur?”

“Mükemmel çocuk nasıl yetiştirilir?” sorularına da cevap aramıyorum..

“Güç, iktidar, yenilmezlik, yanılmazlık, pes etmezlik” ilkeleriyle unuttuğumuz “âcizliğimizi, güçsüzlüğümüzü, zayıflığımızı, naifliğimizi, o secde halimizi” bir nebze de olsa hatırlayabilme/hatırlatabilme umuduyla kaleme aldım bu yazıları..

Seksenli yılların son demlerine yetişmişti çocukluğumuz.. İslamî hassasiyetleri dert edinen anne-babalarımız vardı bizim.. En büyük gayretleri; “asr-ı saadet modelinde” çocuk yetiştirmekti… Gün geldi, çevreleri tarafından en acımasız eleştirilere muhatap oldular. Gün geldi, “cahil, geri kalmış” damgası yediler. Fakat “kınayıcının kınamasına aldırmaksızın” hak bildikleri yolda ilerlemeye devam ettiler. Bizi de bu bilinç ve şuurla anne-babalık serüvenlerimize yolcu ettiler..

Şimdilerde sahnenin yeni figüranları olan bizler, aynı sıkıntılarla ve kat kat daha fazlasıyla karşı karşıyayız. İnsanların sözleri, eleştirileri bir yana, yaşadığımız bu teknoloji çağında, medyanın türlü türlü çirkin saldırılarına maruz kalıyor çocuklarımız. “Korumaya” sorumlu olduklarımızın, elimizden kayıp gitmesi korkusuyla daha bir sarılıyoruz geçmişimize..

Ve ne olursa olsun “oraları” yani o asr-ı saadet taraflarını ve onların izinden gidenlerin o samimi çabalarını unutmamaya azmediyoruz.

Bu çağın imkânlarını reddetmeden, “oraları” yaşamanın gayretine düşüyoruz. Ellerimizi, dillerimizi ve yüreklerimizi her daim duâda tutması için O’na niyâzda bulunuyoruz.

“Siz hala oralarda mısınız?” diyerek meselemizi basite indirgemeye çalışan, “oraları” artık geçmemiz gerektiği konusunda bize engin tecrübelerinden demetler sunan o mâlum şahıslara ise; “Evet, biz hala buralardayız? Peki siz neredesiniz?” sorusunu sormak istiyoruz..

Ve umutları tükenmeye yüz tutmuş kardeşlerimize “Yalnız değilsiniz!” diyerek zayıf ellerimizi birleştirip yeniden belimizi doğrultmak istiyoruz..

Reklamlar

Kelime Mealli Hadisler

Kelime Mealli Hadisler
unnamedAllah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun..

Değerli kardeşlerim,

Rabbimizin yardımıyla bir yeni kitapla daha karşınızdayız.. Bu sefer ki çalışmamız, Arapça öğrenmeye çalışan kardeşlerimize yönelik bir çalışma oldu..

Umarım faydalanır, bizi de dualarınızda anarsınız.. Selametle..

Önsöz’den:

“..Rasulullah (s.a.v); “Bizden bir şey duyup aynen duyduğu şekilde onu başkalarına ileten kişinin Allah yüzünü ağartsın.”* buyurmuştur.

Elinizdeki bu mütevazi çalışma; Efendimiz (s)’in hadislerini ezberleme, onları birbirimize aktarma ve amel etme konusunda bir teşvik olması ümidiyle hazırlanmıştır.

Gerek amelî gerekse ahlakî olarak günlük hayatımızda çoğu kez karşımıza çıkan, bize yol gösterip rehberlik eden bu hadisleri küçük-büyük, çocuk-yaşlı demeden öğrenmeli ve ezberlemeliyiz ki, Peygamber Efendimizin (s) sünneti, sadece kitaplarda okunan bir sünnet değil, hayatımızda bizzat yaşanan bir sünnet olsun.

Peygamber Efendimizin (s) hadislerini bizlere ulaştıran Ashab-ı Kiram, hadislerin sadece telaffuzu ve ezberiyle meşgul olmamışlardı. Hadislerin bize kadar böylesine sağlam ve canlı bir zincirle gelmiş olmasının en büyük sebebi; onların hadise olan sevgi ve muhabbetleri, Allah Rasulünün (s) hadisine duymuş oldukları saygı ve güven, o hadisleri yaşama konusunda göstermiş oldukları gayret ve hassasiyetti.

Bizler de “Okunsun, ezberlensin ve yaşansın” niyetiyle yedi büyük hadis imamının (Buhari, Müslim, İbni Mace, Tirmizi, Ebu Davud, Nesai, Ahmed bin Hanbel) kitaplarından 500 hadis derledik.

Hadisleri seçerken ezberlenmesi ve akılda kalması kolay olsun diye anlam bakımından çok geniş olsa da telaffuzda kısa olan hadisleri tercih ettik.

Kelime meali çalışmaları, Arapça öğrenen pek çok kardeşimize, Kur’an’ı orijinal diliyle daha iyi anlama imkânı sunmuştur. Bu vesileyle gerek Arapça dersi veren okul veya kurumlar, gerekse evlerinde kendi kendine öğrenmeye çalışan kimseler, ellerinde anlaşılması kolay, yardımcı bir kitap bulmuşlardır.

Bizim de “Kelime Mealli Hadisler” ile hedefimiz; Arapça öğrenen kardeşlerimize, ister grup halinde, ister kendi başlarına hadisleri orijinal metinleriyle çözme ve anlama imkanı sunmaktır.

Onun için tıpkı Kur’an mealinde olduğu gibi, hadislerin kırık anlamları kelimelerin altlarına yazılmıştır. Metni cümle halinde toplamak ve anlamın doğru olup olmadığını tashih etmek için de tam tercüme yine alt kısımda verilmiştir..”

Kitabın iç kısmından bir örnek:

15509_513422428797169_393050881391321933_n

712673b83cc1faec4cffc0efb38ddbe6

İletişim: mearickitap@gmail.com

Genel Dağıtım ve İsteme Adresi:

ÖZDEMİR KİTABEVİ

Şemsi Tebrizi Mah. Şerefşirin Sk.

Hacı Mahmut İşhanı. No: 35 Karatay /KONYA

Tel: 0332 350 35 26

Zayıflık Her Şeydir, Güç Hiçbir Şey..

tNzpvQVUdiycnf8kq6dVj57io1_500    ZAYIFLIK HER ŞEYDİR, GÜÇ HİÇBİR ŞEY..

“Zayıflık her şeydir, güç hiçbir şey.. Bir insan yeni doğduğunda zayıf ve esnektir. Öldüğü zaman ise sert, kaskatı ve duygusuzdur. Bir ağaç büyürken zayıf, esnek ve tazedir. Kuru ve sert hale geldiğinde ölür. Sertlik ve güç, ölümün arkadaşlarıdır. Esneklik ve zayıflık ise varoluş tazeliğinin ifadeleri…”                                                                                                                                                                                                        (Tarkovsky/Stalker)

Bu hikaye çok uzun çocuğum

Bu karmaşa hiç bitmeyecek sanki

Sanki hiç geçmeyecek kalbimizdeki katılık, hiç yumuşamayacak o sert gücümüz

Ve o gücün, katılığın, sertliğin içinde hiç ulaşamayacağız senin tazeliğine..

***

“Cennet” denildiğinde bir ağaç gölgesi değil, Firdevs düşleyen ve Rabbinin vechine bakma lütfunu arzulayan biz Müslümanlar, bu özlemlerimize ulaşabilmek adına bireysel, sosyal ve ailevî hayatlarımızda daima üstün ahlakı, üst insanı, yani İnsan-ı Kamil’i hedefledik.

Fakat bu yolculuğun, en çok hüzünle, gözyaşıyla, günahla, tevbeyle ve zaaflarla, yani insan olmanın o kabullenilmiş bütün halleriyle, kendini inkar etmeden/örtmeden sürdürülebileceğini göz ardı ettik.

Böylece İnsan-ı Kamil’in mükemmel ve kusursuz olduğu yanılgısına düştük.

Bu yanılgımız, hayatımızın her alanında kara bir gölge gibi bizi takip etti.. Böylece kurallarından asla taviz vermeyen eşi, hatalardan berî anne-babayı, müstesna öğretmeni, İslam’ın bütün emirlerine titizlikle bağlı davetçiyi, kalbinde korkudan zerre bulundurmayan mücahidi ve kendimize giydirdiğimiz daha nice rol kisvesini oynadık..

İmanda güç, amelde güç, kalpte güç, ruhta güç, bedende güç ilkeleriyle ilerledik.

Ne kadar mükemmel, kusursuz, yanlışsız ve dimdik olursak o kadar başarılı oluruz zannettik ve başarının bizi kemale ulaştıracağı yanılgısına kapıldık.. Onun için yaşadıklarımızı, yanlışlarımızı, duygularımızı hep bastırmaya, gizleyip saklamaya gayret ettik.

Ve kimi zaman bu yanılgı büyüdükçe küstahlaşmaya kadar götürdü bizleri..

Rabbimiz, İslam’ın en büyük davetçisi olan Peygamber (s.a.v)’e; “..göğsün daralıp sana vahyolunanlardan bir kısmını terk mi edeceksin?..” (Hud 12) diye seslenirken, O’nun bu “ağır yük” karşısındaki zayıflığını dile getirirken, bizler yani göğsü bir kez olsun hiç daralmamış olanlar, bu davayı terk edip gitmeyi aklımızdan bile geçirmemekle övünüyoruz, ne tuhaf!

Rabbimiz, İslam’ın en mübarek ordularını oluşturan ashabın savaş halinden söz ederken; “..Hani gözler kaymış ve yürekler ağızlara gelmişti. Siz de Allah’a karşı çeşitli zanlarda bulunuyordunuz.” (Ahzab 10) buyurarak onların “zaaflı insan” olma durumlarını ortaya koyar.. Yüreği tir tir titreyen bir mücahid ordusudur Rabbimizin söz ettiği.. “Acaba mı?” diyecek kadar şiddetli imtihanlarla sınanmış mü’minlerdir.

Bütün halleriyle insandır onlar.. Yerine göre savaştan korkabilen, tembellik kendisini cihaddan alıkoyabilen, ailesinden ayrılırken gözyaşlarına boğulan ve şehidlerini uğurlarken ağız dolusu ağlayan insandır onlar..

Peygamber Efendimizin (s.a.v) ashabına ve ümmetine; “Ben ancak sizin gibi bir beşerim..” (Kehf 110) hatırlatmasını sık sık yaptığı halde, “Ben sizin emiriniz, önderiniz, lideriniz, devlet başkanınız, komutanınızım” vb. ifadeler kullanmamasının hikmeti nedir acaba?

“Ben ancak bir öğretmen olarak gönderildim” buyurması “yani hatalarınızı anlayışla, sevgi ve merhametle düzeltirim, sizi yargılamam” demek değil mi?

Peki ya başka hiçbir yerde kullanmadığı; “Ben sizin babanız gibiyim” vurgusunun ardından tuvalet adabına değinmesi bize ne anlatıyor olabilir?

“Kuru et yiyen bir kadının oğlu” olması, “merkebe binmesi, keçiyi sağması, sofrasının yere konulması, ayakkabısını dikmesi” sadece “tevazu” bölümünde mi değerlendirilmeli?

Efendimiz (s.a.v)’i hatırımızdan geçirdiğimizde hangimizin aklına böyle ğaliz, katı, sert, şiddetli, haşin, dimdik, eğilmeyen, yıkılmayan, hiç sendelemeyen bir şahsiyet gelmektedir?

Bu anlamda Peygamberimiz (s.a.v) bizim “erkek” algımızla hiç örtüşmemektedir. Onun bütün âleme nezaketle muamele etmesi, kalbinin hüzünlenip gözlerinin yaşarması, Rabbinin huzurunda bir tencerenin kaynaması gibi usul usul gözyaşı dökmesi, göğsünün inip kalkması ve nefesinin daralması hiç zihnimizdeki erkek modeline benziyor mu?

Bütün bunlar acaba neyi ifade ediyor? Gelmiş geçmiş bütün hataları bağışlanmış, Allah’ın yarattığı en mükemmel şahsiyetin “bize yakın olmak” ve “bizden biri olmak” için gayretine bakar mısınız?

Oysa bu haller bizim İslam anlayışımızda tamamen “zayıflık” ve “zafiyet” göstergeleridir.

Bizim buralarda artık gücün ve güçlülüğün simgesi; hiç sendelememek, ‘acaba’ dememek, bir kez olsun ağlamamak, gözyaşı dökmemek..

Günahı olmamak kadar büyük bir günah daha var mı?

Çünkü insanın günah işlememesi, kendisinden memnun olması demek. Kendini zayıflıktan berî, rahmetten müstağni görmesi demek.

“Günahınız değil, halinizden memnun oluşunuz yankılanmakta göğe kadar. Günah işlemekte bile cimrilik etmeniz yankılanmakta!” (Nietzsche)

Öğretmek nedir Allah aşkına?

Eğitmek, terbiye etmek nedir?

Müslüman ailelerde büyüyen kaç çocuk, babasının ağzından okulu günlerce astığını, ailesine kızıp evden kaçtığını, derslerinden zayıf aldığı için “Karnem yırtıldı” yalanına sığındığını duymuştur?

Kaç baba, delikanlı oğluna biraz mahcup, biraz esprili ilk aşık olduğu kızı ve bunu kimseye söyleyemeyişini anlatmıştır?

Ve kaç anne, kızıyla gerçekten dertleşebilmiş, onun kendisini yargılamasından korkmadan yüreğindeki ezilmişlikleri, mahcubiyetleri aktarabilmiştir?

Tabii böyle bir şeyin hayali bile bizim buralarda caiz değil..

Bizim annelerimiz oldum olası böyle pür tesettür içinde, namazında niyazında, ufacık da olsa hiç hata yapmayan mükemmel insanlar..

Hele babalarımız.. Annelerinin karnından ilim-irfanla dünyaya teşrif etmiş, vakitlerini hiç ziyan etmemiş, sürekli ders/iş çalışan, evde iş elbiselerini çıkardıklarında bile pijamalarının altından her daim kariyerlerinin, makam ve mevkilerinin kokusunu aldığımız kusursuz babalarımız..

“Ben senin yaşındayken” diye başlayan cümleleri, ta o zaman bile ne kadar müstesna şahsiyetler olduklarını belirtmek için.. Paylaşmak için, yakınlaşmak için, seviyesine inmek, mesafeyi kapatmak için değil..

İşin en acı yanı ise, çocuklar hiçbir zaman mükemmel, kusursuz, güçlü, zaafı ve hatası olmayan bir anne-babaya asla gönüllerini açmazlar.. Sürekli hatalarını onlardan gizlemenin telaşı içinde ve bu telaşın yaptırdığı onca hatanın içinde bocalayıp dururlar..

Öğretmeni/hocası gibi olamadıkça kendisini suçlayan çocuk, bir zaman sonra bu sevdadan da vazgeçer..

Çünkü bizim buralarda, bir kez olsun kalbinden korku geçen, tembellik hisseden “davayı satmakla” itham edilir..

Ve sonra o “dışladıklarımız” bakarız gerçekten “dışarda” bir hayatı seçmişlerdir.. Bizim gözümüzde yargılanmaktansa, yaftalanmaktansa, zaaflarını saklamayan ve kimseyi zayıflığından dolayı yargılamayan, bizden çok daha erdemli “o günahkarların” safını tercih etmişlerdir..

tumblr_lqjm12U2Yn1r28d6io1_400

Fakat sen şunu iyi bil çocuğum,

Bizler ne acılar gördük, ne kavgalar

Zayıf düştük..

Kimi zaman terk edip gitmeyi istedik

Kimi zaman vasıfsız ölümler hayal ettik..

Ve çook hatalar işledik, dağlar gibi günahlar

Ağladık geceleri,

Sırılsıklam yastıklarda sabahladık..

Aşksa, sevdaysa seken bir kurşun gibi bize de değdi

Ezildik, eğildik, eridik..

İhanet gördük, ihanet ettik

Nice gönüller aldık, sattık

Kapı çarptık, kalp kırdık

Yalpaladık, çalkalandık

Nankörlük ettik, kıymet bilmedik

Ama insan olmaktan hiç ar etmedik çocuğum

Ağlayan, inleyen, biçare gönlümüzü günahkar ellerimizle teskin ettik

Zaaflarımızı sevdik..

Her şeyden öte, biz gökkuşağı renginde yaşadık gençliğimizi çocuğum,

Zayıflığın derinliğindeki o naifliği seve seve

Güçsüzlüğün kalbimizde açan çiçeklerini içimize çeke çeke

Ve ezilip büküldüğümüz secdelerin ardından tazeliği hissede hissede yaşadık gençliğimizi..

Günahları hiç sevmedik çocuğum

Ama arkasından gelen tevbenin lezzeti ve hatırı için yine de vazgeçemedik ondan..

Vazgeçemedik ‘insan olmak’lığımızdan..

Bil bunları çocuğum,

Ki zayıfsın, güçsüzsün, hatalısın diye esirgeme bizden gözlerini

Kalbinden ırak bırakma bizi çocuğum

Dünyandan ‘dışarda’ bırakma..

Çünkü sen hataların ve tevbelerinle bizim ‘insan olma’ arzumuz, ‘O’na varma’ umudumuzsun..

                                                                                        Ümmü Reyhane (10 Mart 2014)

Tecavüze Uğrayan Bir Genç Kız, Bu Durumu Talibine Bildirmeli midir?

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla..

Bundan yaklaşık bir yıl kadar önce bir grup arkadaşla, Nasıruddin et-Tûsi’nin Ahlâk-ı Nâsırî’si, Muhyî Gülşenî’nin Ahlâk-ı Kirâm’ı ve Kınalızâde Ali Efendinin Ahlâk-ı Âlâî’si çerçevesinde Ahlak Felsefesi dersleri yapıyorduk. (Kitapları da isimlerini vererek tavsiye etmiş olalım.)

Aile ahlakı bölümlerini işlemeye başladığımızda, doğal olarak evlilik, evlilikte denklik, temizin temiz ile evlenmesi vs. konular gündeme geldi. Bunları anlatırken bir kardeşimiz;

-Tecavüze uğrayan kimse ne olacak peki? diye sordu. Ben:

-Nasıl yani? diye soruyu genişletmesini istedim. O da şöyle sordu:

-Müslüman bir genç kız, daha önce başından bir tecavüz olayı geçmiş, bekâretini kaybetmiş ve bu yaşananları ailesi dışında hiç kimse bilmiyor. Kendisine talip olan gence bu durumu söylemesi gerekir mi? Söylerse yaşamış olduğu kötü olay insanlar arasında yayılacak ve kimse kendisiyle evlenmeyecek. Söylemese evlendikten sonra bu durum ortaya çıkabilir. Söylemediğinde aldatmış olur mu?

Tabii ben; “Bilmiyorum” demekten öte bir cümle kuramadım. Doğruyu söylemek gerekirse bu soru beni çok üzdü, bir yanımı incitti. Okurken, anlarken veya anlatırken sanki her şey çok kolay ve basit.. Ama hayatla karşı karşıya kalınca tek hissettiğim acziyet, çaresizlik ve kalp kırıklıkları..

Sorunun üzerinden uzunca bir zaman geçti ve bu zaman içinde bu soru ara ara zihnimi meşgul etmeye devam etti. Hayatımdaki seferîlik ve meşguliyetler bu soruyu araştırmama imkan vermemişti. Nihayet fırsat bulabildim ve son bir buçuk ayımız, bu soruyu ileteceğimiz alimlere haber göndermek ve onlardan gelecek cevapları beklemekle geçti.

Bu arada iletişim ve tercüme konusunda desteğini esirgemeyen değerli kardeşim Muhammed Taha Sönmez’e teşekkür etmeden geçemeyeceğim.

Cevaplar şöyle:

Resim1l

Dr. Şeyh Abdulfettah el-Bezm / Şam Müftüsü:

“Evlilik ilişkisi, açıklık üzerine bina edilirse daha sağlıklı ve sağlam olur.”

 

Resim1

Dr. Şeyh Müşerref / Medine İslam Üniversitesi Harem Âlimi:

“Evlilikte, olumsuz yönler de dahil olmak üzere önceden her şeyin bildirilmesi halinde, gurur ve kibrin ortadan kaldırılması gerekir. Zira bu, evlilik sonrası için daha faziletlidir.”

 

Resim4

Dr. Abdulhayy Yusuf es-Sudani / Sudanlı Âlimler Birliği Başkan Yardımcısı:

“İslam’da, tüm akidlerde olduğu gibi evlilikte de özelliklerin eksiksiz bir şekilde ortaya konulması ve ayıpların bildirilmesi gerekir. Zira Nebi (s.a.v) erkeğin, talip olduğu kadına bakmasını emretmiştir. Alimler aynı şeyin beyan için de geçerli olduğunu söylerler. Şayet erkek bu durumdaki bir bayanla evlenir ve zifafında onun bekar olmadığını anlarsa; mehir kadının olur ve kadının velisine maddi ceza ödettirilir. Çünkü veli, durumu bilmesine rağmen bunu gizlemiştir. Allah en doğrusunu bilendir.”

Resim2

Şeyh Muhammed İbrahim el-Mısri:

“Kendisiyle kimsenin evlenmeyeceği veya olayın duyulup lekesinin bir ömür boyu üzerinde kalacağı vb. korkular nedeniyle durumu gizlemek doğru olmaz. Burada Allah’a tam bir şekilde tevekkül etmek gerekir. Mısır’da bu durumu anlayışla karşılayıp böyle bir evliliği kabul edecek olan kişiler var. İsterse kardeşimiz Mısır’a gelebilir.”

Şeyh Mucahid el-Mısri:

“Ulema bu konu hakkında ihtilaf etmiştir. Fakat efdal (daha faziletli) olan, ukudda ayıpların beyan edilmesi esastır.”

Şeyh Mü’min es-Somali:

“Haber edilmediği takdirde, sonradan öğrenme imkanı yok ve bundan da emin olunuyorsa bildirilmeyebilir. Çünkü duyulduğu takdirde söz konusu olay yayılabilir. Bu durumda da ehven-i şer olan gizleme efdal (daha faziletli)dir.”

Şeyh Ahmed el-Mısri:

“Böyle bir olayın yaşanmasına facebook vb. sanal alem sebep olmuşsa veya beklenmedik bir anda gerçekleşmiş ve bu esnada mağdur kişi yardım isteme vb. tavırlarla kurtulma teşebbüsünde bulunmadıysa, bildirmemek caiz değildir.”

kkkk

Dr. Ebubekir Sifil:

“Kesinlikle bildirilmesi gerekir.”

Yukarıda isimlerini ve soruya ilişkin fetvalarını yayınladığımız alimlerin dışında bu soruyu başka alimlere de sormuştuk. Fakat uzun bir bekleyişin ardından meşguliyetleri sebebiyle bize dönmeyeceklerini düşündük ve fetvaları yukarıdaki haliyle düzenledik.

df

Ancak Rabbimize hamd olsun ki, soruyu götürdüğümüz alimler arasında fetvasını en çok beklediğimiz alim bize döndü. Kendisi özelde Hanefi fıkhı, genelde ise fıkıh alimi, dünyaca meşhur ve muteber, Pakistan müftüsü Şeyh Muhammed Takî el-Osmanî… Fetva kurulundaki diğer alimlerle birlikte sorumuza cevap verdi.

Kendisi hakkında “Verdiği fetva hiçbir alim tarafından reddedilmez” denilen bu değerli alimin fetvasıyla durum farklılaştı. Göndermiş olduğu metnin resmini ve tam tercümesini aşağıda inceleyebilirsiniz:

1511363_10202774593549007_2142543185_n

FETVA KURULU

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

CEVAP

Açıkçası bu konu hakkında fukahânın sözlerinde böyle bir meseleye rastlamadım. Ancak günah işlemeksizin sıçrama/zıplama (vücudu zorlayacak hareket vb.), hayız döneminde kullanılan bez ve yaralanma gibi sebeplerle bekâretini kaybeden bayanın zikri geçmiştir. Bu durumda kendisi bakire sayılır, nikâh esnasında sessiz kalması da (durumundan bahsetmemesi) nikâhı onaylaması anlamına gelir. Ebu Hanife’den (Allah ona rahmet etsin) gelen rivayette; bekâret, meşhur olmadan zina ile kaybedilmiş olsa bile konunun hükmü bu şekildedir. İbn Necîm (Allah ona rahmet etsin) -Ebu Hanife’nin- mezhebinden naklederek şöyle der:

“Zina ettiği bilinmeyen kimse insanların kendisini bakire olarak bildiği için sessiz kalmakla yetinir. Aksi takdirde insanlar dilleriyle ayıplar ve kendisinden –nikâh hususunda- uzak durulur. Bu yüzden maslahatlarının kaybolmaması için sessiz kalmakla yetinir. Şeriat ise zinanın gizlenmesine çağırır ve böylece o bayan şer’an bakire sayılır. (El-Bahru’r-Raik, Babu’l-Evliyâ’, 3/205.)

Bu; âsi –zâniye- olan bir bayanın durumudur. Eğer söz konusu bayan, sizin söylediğiniz gibi mazlum bir kimseyse onun hakkında verilebilecek en iyi hüküm de aynı şekildedir. Aynı şekilde fukahâ, cariyenin dul olmasını, kendisi hakkında seçim yapılabilecek bir ayıp olmadığını zikretmiştir. Ancak, onu satın alanın, bekâr olmasını şart koşması müstesna. (Reddu’l-Muhtar, 5/40.)

Bütün bu hükümlerden ortaya çıkan ise hakkında soru sorulan müslüman bacının başına gelen bu zulmü açıklamaması gerekir. Ancak nişanlısının, nikâhtan sonra bir günah işlemeksizin bile olsa bekâretini kaybettiğini anladığı takdirde, kendisinden razı olmayacağı zannı baskın gelmesi müstesnadır. Allah Subhanehu en iyi bilendir.

Muhammed Takî el-Osmanî 

03/12/2013

Sonuç:

Yukarıdaki görüşler arasında en muteber olan; Takî el-Osmanî’nin görüşüdür. Buna göre tecavüze uğrayan bir kız, başından geçen bu durumu talibine bildirmek zorunda değildir. Hatta olayın duyulmaması için bildirmemesi gerekir.

Diğer alimlerin geneline göre ise; bildirilmesi vacip veya daha faziletlidir. Bir ömür devam etmesi umulan bu hassas evlilik yolculuğunda, dünya ahiret selameti ve huzuru için ne olursa olsun ayıpları/kusurları karşı tarafa bildirmek tabii ki örfe daha uygundur.

Fakat kendisinin hiçbir şekilde bir gafleti, ihmali ve suçu olmadığı halde bu duruma düşen bir kimse, ayıbının ifşa edilmemesi için evliliğinde bunu gizleyebilir. Söylediği takdirde kimsenin kendisiyle evlenmemesi endişesiyle de aynı şekilde durumu gizleyebilir.

Ey Rabbimiz! Bizi, neslimizi ve bütün müslüman kardeşlerimizi tertemiz muhafaza et. Zor durumdaki kullarına da yardım ve lütfunu ihsan eyle. Amin.

Selam ve dua ile..

Ümmü Reyhane

05-12-2013 

Kardeş Bloglar

Allah’ın adıyla..

Malumunuz, bilgiye ulaşma konusunda çağımızın en çok kullandığı araç; internet.. Hak yolda kullanıldığında hakka ileten, batıl yolda kullanıldığında ise batıla ileten araçlardan biri de bu..

Kullanmayan kardeşlerimize; “Çok faydalı şeyler var, bizim de sitelerimiz var” falan gibi anlamsız tavsiyelerde bulunmuyoruz kesinlikle.. Fakat “buralarda” olup da hayrın ardına düşmeyi uman kardeşlerimiz için bir tavsiye niteliğinde yazıldı bu küçük yazı..

Her ne kadar biz altı ayda ancak bir yazı yazabiliyorsak da, elhamdulillah çalışkan, azimli ve gayretli kardeşlerimiz var.

photohttp://www.gencmuslumanlar.com

Genç kardeşlerimizin hazırladığı, İslami mevzularda kardeşçe hatırlatmaları, nasihatleri ve güncel meselelere yönelik yazılarıyla çok yönlü, değerli bir site..

müslüman anneyim copy

http://www.muslumananneler.blogspot.com

Çocuklarını İslamî hassasiyetlerle yetiştirmeye, büyütmeye gayret eden birkaç annenin henüz yolun başında oldukları bir site.. “Hayırlarda birbirlerini teşvik etme ve nasihatleşme” amacıyla kurulan ve “müslüman toplum için illa da müslüman anne” diyen bir site.. Allah’ın izniyle faydalı paylaşımlar umuyoruz..

1456681_568621823191873_1620085835_nhttp://www.pecelikizingunlugu.blogspot.com

Esprili kalemleri, güldüren ve düşündüren yazılarıyla bizim camianın peçeli kızlarının hallerine tercüman olmuş, takip edilesi, desteklenesi yeni bir site..

Son olarak;

Yazanlar, hazırlayanlar ilk başta elbette kendilerini sağlama almak, kendilerini diri tutmak için bu çalışmaları yaparlar. Sonra da diğer kardeşlerinin faydalanmasını umarlar..

Ancak şu göz ardı edilemez bir gerçektir ki, talibin beklentisi ve teşviki, daima kaliteyi artırır ve çıtayı yükseltir. “Buralarda” da güzel şeyler olsun istiyorsak, adları sanları bilinmese de sırf samimiyetlerinden ötürü kardeşlerimize destek olalım..

Güzelliklerinde takdirle, yanlışlarında ise nasihatle yanlarında olduğumuzu hissettirelim.. Çünkü “farkında” olurlarsa, hep o “farkındalıkla” çalışırlar..

Selam ve dua ile..

Ümmü Reyhane 

20-11-2013

Peçe Risalesi

peçe risalesi copy

Selamların en güzeli ile..

Peçe; erken yaşlarda veya diğer bir deyişle ergenlik (11-25 yaş arası) çağında kolaylıkla kabullenilen, şiar haline getirilen bir “şey” iken, beraberinde getirdiği zorluk ve meşakkatler sebebiyle çoğu zaman içi boşaltılan, anlam zemini kaydırılan ve mecrasından saptırılan bir “şey” haline gelmiştir.

Peçeli olmaya karar vermek; bir iman halidir, bir coşkuya kapılmak, bir sevdaya tutulmaktır..

Fakat hemen ardından sabır ve sebat imtihanları gelir.. İman sorularla, coşku hayatla, sevda da gerçekçilik ve realiteyle karşı karşıya kalır..

Onun için peçe yapıp da sonradan vazgeçenlerin sayısı, inanın peçe yapmaya devam edenlerin sayısından çok çok fazladır.

Şu halde peçe nedir? Neden takılır? Ne amaçlanır? Bu sorulara yanıt bulmalıyız:

1-Neden Peçe?

Kişinin erken/ergen yaşlarında kendisini tanıması, reflekslerini, yönelişlerini, bunların heves veya kalıcılık orantısını bilmesi çok zordur.

Büyük bir coşkuyla bana peçe takacaklarını müjdeleyen sevgili kardeşlerim, bu haberin beni sevindirmesinden çok düşündürmesine mutlaka şaşırmışlar, kendilerince pek anlam verememişler ve belki beni suçlamışlardır. Fakat maalesef İslam yolculuğunun daha başında olan ve coşkuyla erken kararlara atılan pek çok kardeşimiz, bırakın peçeyi, bugün başörtüsünü zor taşır duruma gelmişlerdir..

Peki erken/ergen yaş grupları neden peçe yaparlar?

a-İslam’la henüz yeni tanışmıştır ve hidayetine vesile gördüğü kimseler “peçeli” ablalardır. Gençler bu yaşlarda iç dünyasından çok dış görünüş ve tarzı taklit eder, modellerler.. Bir ergenin giyim-kuşam tarzından ilgi alanını ve örnek aldığı kimseleri tahmin etmek hiç de zor olmayacaktır.

b-Yeni bir arkadaş veya arkadaş grubu edinmiştir. Yeni bir eğitim kurumuna, kurs, cemaat veya derneğe katılmıştır. Girdiği çevre tarafından kabul görmek ve “onlardan” olmak için peçe yapmıştır.

c-Aile-eş baskısı sebebiyle yapmıştır. Ki ben böyle birini hiç duymadım. Başörtüsü konusunda baskı yapan aileler mutlaka vardır ve olacaktır. Fakat peçe baskı kaldırmayacak kadar “aykırı” (!) bir şeydir, diye düşünüyorum..

d-Konuyu araştırmış, istişare etmiş, sebep-sonuçlarını tahlil etmiş ve “teslimiyet-rıza-sabır” üçgeninde işe niyet etmiştir.

İşte biz, sağlıklı çıkış noktası olarak bunu kabul ediyoruz.

2-Peçenin anlamı/fıkhı öğrenilmiş midir?

“İlm-i Hâl” denilen literatür fıkıhta; “Kişinin bulunduğu halin ilmini bilmesi” olarak tarif edilir..

Onun için “peçeli olma haline” niyet eden bir bayan, öncelikle bu halin ilmiyle kendisini donanımlı hale getirmelidir.

Bu vesileyle; “Peçeli kızdan” bu konunun İslam’daki yerini, önemini ve ahkamını “günlüğünde” anlatmasını temenni ediyoruz.. Böylece hem bu meselenin basite indirgenmesine, bir ayrıntı olarak görülmesine engel olur hem de öğrenmek isteyen kardeşlerimize de yardımcı oluruz inşallah..

3-Peçenin “ağırlığını” taşıyabilecek olgunlukta mıdır?

Kim ne derse desin, Peçe; tesettürün en güzel ve üstün halidir.

Peçe; yani Müslüman bir bayanın güzelliğini teşhirden vazgeçmesi..

Yüzünü tüm yabancı bakışlardan sakınması, zinetini gizlemesi..

Tabii ki dış hatlarını belli etmeyecek bollukta, dikkat çekmeyecek koyu renkte kıyafet tercih etmesi ve bunlara uygun hal ve ahval sergilemesi..

Peçesiz kardeşlerimiz abarttığımızı düşünebilirler belki.. Ya da “Siz bizi tesettürlü kabul etmiyorsunuz” diye sitem edebilirler.. Fakat durumun bir “abartı” veya bizden gayrısını “dışlama” olmadığını bizi az-çok tanıyan kardeşlerimiz mutlaka bilirler.. Bizim ailelerimiz ve arkadaşlarımız arasında o kadar çok peçesiz kardeşimiz var ki, elhamdülillah bu güne kadar hiçbirine “tesettürsüz, takvasız” muamelesi yapmadık, dahası böyle bir şeyi aklımızdan da kalbimizden de geçirmedik..

Bu kadar izahattan sonra peçeye dönecek olursak, nedir peçenin ağırlığı?

Peçeli olma halinde İslam’ın, ahlak/erdem ilkelerinin ve sosyal hayatın sizden beklentileri farklılaşır, dahası giderek çoğalır ve ağırlaşır..

Peçeli olduğunuz için yanlış yapma lüksünüz, günah işleme özgürlüğünüz yoktur, olmamalıdır da..

Peçeli kardeşlerim kızabilirler, İslam’ın hükümlerinin herkes için eşit olduğunu söyleyebilirler, toplum tarafından genele ait olan muameleyi görmek isteyebilirler.. Fakat bunların realitede yeri yoktur..

Peçeli bir kardeş, ister İslam’ın adabını tam olarak bilemediğinden olsun isterse başka bir nedenden dolayı sokakta kırıtarak yürür, yüksek sesle kahkaha atar, erkeklerle laubali konuşur, görünen “kaş-göz” kısmını boyayıp sürmeler, parfüm kullanır ve bunlara benzer “bir peçelide bulunmaması gereken halleri” ızhar ederse; bütün peçeli kardeşlerini töhmet altında bırakmaktan dolayı ağır bir sorumluluk yüklenir..

Cahillerin veya İslam düşmanlarının; “Bunların içinde neler var..” lafını söylemelerine sebep olur.. Peçenin izzetini ve vakarını zedeler..

a-Peçeli olmaya karar veren bir kız/hanım; tıpkı tesettürde olduğu gibi, İslam’ın diğer ibadet ve muamelatlarında da gözünü yükseklere dikmelidir. “Onunla benim aramda ne fark var ki, bak namazlarını geçiriyor” denilen bir peçeli, maalesef bizim kanayan yaramızdır..

Namazlarını ciddiye almayan, günlük olarak Kur’an okumayan, tesbihat ve zikir virdlerini ihmal eden, nafile namaz ve oruçlarda gözü olmayan, manevi gelişimi ve amel takviyesi için gayret göstermeyen bir kimsenin “peçelilik hali” maalesef ne inandırıcıdır ne de anlamlı..

b-Tesettür önce kalpte, zihinde ve gözde başlar. Kalbini uygunsuz (ahlaksız, gayr-ı meşru) şeylerle meşgul eden, zihninde bunları tefekkür eden ve gözünü bunlara karşı setretmeyen kimse, dışına araba çadırı gerse neye yarar?

c-Peçeli bir kız/hanım; topuz yapmaz, çatı takmaz, sürme, boya, parfüm kullanmaz, topuklu ayakkabı giymez.. Parmaklarına kocaman yüzükler, kollarına çeşit çeşit bilezik ve bileklikler takmaz.. Ellerine işlemeli kınalar yakmaz..

Peçeli kızın/hanımın gözleri etrafta dolaşmaz, ölgün ve baygın bakmaz.. Kırıtarak yürümez, kahkaha atmaz, edalı bir sesle konuşmaz..

Gayet dik bir duruşla yürür, dalgasız ve kesin bir tonda konuşur, kendisinden kaçamak da olsa bir bakış, etkileyici bir sözcük, ufacık bir gülüşle faydalanmak isteyenlerin arzularını boş bir şekilde kendilerine geri çevirir..

d-Peçeli kız/hanım; her gördüğü sakallıya “abi” demez.. Hocalarla, dernek başkanlarıyla, ev abileriyle samimi olmaz.. Onun abisi de, babası da, kocası da bellidir ve geri kalan herkes el alemin adamından başka bir şey değildir..

e-Peçeli kız/hanım; hayatı ciddiye alır, “takılmaz”.. Onun günlük programı ve yapılacak-edilecek listesi vardır..

Peçeli kız/hanım; derneklerin seminer çizelgesine, vakıfların etkinlik broşürüne göre hayatını düzenlemez.. Sempozyum, kermes, gösteri, miting kovalamaz..

Peçeli kız/hanım; çay bahçelerinde, cafelerde, umumi yerlerde kız-kıza oturup sohbet etmez.. Evlerini veya (zaruri durumlarda) Allah’ın evlerini kendilerine mesken edinir..

f-Peçeli kız/hanım için en büyük öncelik; ailedir.. Onun günlük programını anne-babasının veya eş ve çocuklarının ihtiyaçları belirler..

Peçeli kız/hanım evindeki sultanlık tahtını terk edip de sokaklardaki cariye sandalyesine oturmaz..

Onun; en iyi, yetenekli, becerikli, başarılı, pozitif, enerjik, coşkulu, sevinçli ve mutlu olduğu yeri EV’idir.. O; kalp, ruh ve beden enerjisini evine ve aile efradına seferber etmekten dolayı mutludur, Rabbinin rızasını ummaktadır..

g-Peçeli kız/hanım; asla “dışarıdaki kadın” ile yarışmaz.. Diploma sevdasına, kariyer çılgınlığına, beğenilip takdir edilme arzusuna kapılmaz..

O; en yüce ahlaka sahip olmak için didinmektedir..

Edebi ve iffetiyle, hayası ve mahcubiyetiyle eşsizdir..

Ona bakanlar “çığırından çıkmış bir kız veya savrulan/saldırgan bir kadın” değil, “İslamla bezenmiş ve güzelleşmiş bir hanımefendi” görürler..

Kısacası peçeli kız/hanım; Rabbinden razıdır..

En yüce emeli de; O’nun kendisinden razı olmasıdır..

…………………………………

Bu yazı vesilesiyle “Peçeli kızın günlüğüne” hayırlı olsun diyorum..

Rabbimiz, bu genç ve gayretli kardeşlerimizin niyetlerini halis, amellerini ve kalemlerini de salih kılsın..

Umarım bu genç kalemler; hayırlarımıza hayır katsın ve bizi güzelleştirsin..

(Amin)

Ümmü Reyhane- 5 Kasım 2013

Selamların en güzeli ile..

tumblr_mlpgpnT9qo1qb8ebho1_500

                                       Selamların en güzeli ile..

 

Uzun zaman oldu, ne siteye uğrayabildim ne de iki satır yazabildim.. Bu zaman zarfında tanıdığım veya tanımadığım –her hâlükârda samimiyetlerine inandığım- pek çok kardeşimden bekleyen ve sitem eden mesajlar aldım..

Ve bu satırlar bütün dostlara cevap olsun istedim..

Bilmiyorum daha ne kadar sürecek bu sessizlik, kaç ucu başlanmış yazı kalacak masamda..

Bir tarafta hayatımın en ra’fet ve merhamet dolu günleri.. Bütün sevdaları sil baştan gözlerinde yeniden öğrendiğim, eridiğim, bir yandan bütün dünyayı uğruna yakacak kadar güçlü iken, diğer yanda bir damla göz yaşı karşısında acizliğim.. En çok da annemi anladığım günlerim..

Yazsam dedim, kalemim tutuştu ve sayfalarım.. Yazamadım..

Diğer taraftan içimde hiç bitmeyen bir öfke, kara bir utanç anlımda.. Dünyanın dört bir yanında kardeşlerimiz ölürken, her türlü zulme uğrarken.. Yanı başımızda Suriye.. Ve daha yeni alıştığımız Kahire’den apar topar dönmemize sebep olan Mısır’daki zalim darbe.. Sokaklarda milyonların direnişi.. Mescidde sabah namazı kılarken yanında emekleyen bebeği başından nişan alınarak vurulan anne.. Sarılıp bir ömür ağlasam diner mi içimdeki öfke? Ya da göz göze gelsek silebilir mi utancımı?

Ne yazsam, nasıl yazsam bilemedim..

Ya da kalemimi bizim taifenin ahmakları için mi sivriltsem? Hoşgörün kabalığımı, artık kendilerini tarif edecek kelimelerim tükendi.. Birileri saf saf “İslam vahdeti, birliği” diye dostu düşmanı ayıramaz yıllardır.. Birileri Şia’yı aklamak için “Bu kadarına da pes artık” dedirten saçma sapan yorumlar yapar.. Birileri onca Allah düşmanının hatasını hoşgörü adı altında es geçerken Allah yolunda kelle koltukta savaşan, ümmetin izzetini, onurunu ve namusunu koruyan mücahid kardeşlerimize durmadan çamur atar..

Sen bize hakkı batıldan ayırt edebileceğimiz Furkan ihsan et Ya Rabb!

Kabe’miz ve Mescid-i Nebevi’miz hainlerin işgali, Mescid-i Aksa’mız da kafirlerin zulmü altında iken sen bize acı, merhamet et Ya Rabb! Bize menasiklerimizi göster, ibadet usüllerimizi ve önceliklerimizi..

Ramazan’ımızı mübarek eyle..

Bayramımızı da, dirilişimize, müslümanların izzet ve onura vesile eyle..

Dualarda unutulmamak temennisi ile..

 

Ümmü Reyhane

19-07-2013